Ana Sayfa ÖZEL HABER Bizden daha bir alem: Balkanlar

Bizden daha bir alem: Balkanlar

Balkanlar olarak tarif edilen bölge ismini Balkan Dağları’ndan alıyor ama yayıldığı coğrafya güneyde Arnavutluk’tan başlayıp, kuzeyde Slovenya’ya, Doğu’da Bulgaristan’ın Karadeniz kıyılarından, batıda Hırvatistan’ın Adriyatik kıyılarına kadar uzanıyor. Bu bölge 1400’lü yıllardan önce küçük krallıklar ile zaman zamanda Roma İmparatorluğu egemenliği altına girse de 350-400 yıl kadar Osmanlı egemenliği altında kalmış bir bölge…  

Osmanlı’nın etkisi hemen her ülkede, her şehirde fazlayla görülmesine rağmen Osmanlı’dan sonraki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun etkilerini ve Sovyet rejimini de eklemeliyiz. Arnavutluk, Yunanistan ve Bulgaristan hariç 90’lı yıllarını iç savaşla geçiren Yugoslavya şu an yedi farklı (Sırbistan, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya, Karadağ, Makedonya, Kosova) ülkeden oluşuyor. Kanlı savaşın üzerinden 25 yıl geçmiş olmasına rağmen hala yaraları yüreklerde ve şehirlerde görülmekte. Fakat enfes doğasıyla, inanılmaz insanlarıyla herkesi kucaklamaya devam ediyor. İnanışa göre Balkan toprakları her 40 yılda bir kan istermiş, siz siz olun Balkanlar turunda doğal ve tarihi güzelliklerle büyülenip, oralara yerleşmeye karar vermeyin. 

BALKANLAR TURUNDA MUTLAKA GÖRMENİZ GEREKENLER

Tiran: Osmanlı ve İtalyan izlerinin hakimi olan Arnavutluk başkenti denize kıyısı olmamasına rağmen, sahile ulaşımın kolay olduğu bir yerde bulunmakta. İtalya yakınlarında olması sebebiyle binalarının birçoğu İtalyan mimarların eseri… Şehir merkezindeki İskender Meydanı çevresinde bulunan tarihi yapıları gezebilirsiniz. Sürekli olarak düzenlenen sanat festivalleri ise tam bir cümbüş. 

Kavala: Her köşesinden deniz görünen daracık, nostaljik sokakları, tepedeki kalesi, Osmanlı Devleti’nin önemli paşalarından Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın doğduğu yer olan bu güzel Ege Şehri, Yunanistan’ın önemli bir limanı konumunda. Deniz, kum ve güneş tatili severler için birebir. Mezeler ise doyum olmaz nitelikte… 

Tribinje: Hüzün’ün şehiri olarak bilinen Bosna Hersek’in Adriyatik Denizi’ne en yakın noktasında bulunan şehirde üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen tüm ülkede olduğu gibi savaşın izleri en gerçek hali ile hissediliyor. Kültür olarak Osmanlı’dan pek çok iz var. Şaraplar severler için Vukoje isimli şarap imalathanesi bir vaha gibi ve her sene dünya çapında birincilik alıyorlar. 

Sofya: Balkanların Paris’I olarak bilinen Sofya’nın geçmişi M.Ö 8’inci yüzyıla kadar dayanıyor. Sofay, hem Roma hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun en sevilen şehirlerinden olmuş. Osmanlı’nın pek çok eser bıraktığı şehirde en önemli yapılardan biri olan Arkeoloji Müzesi eski Ulu Camii… Mimar Sinan’ın Banyabaşı Camii ise müthiş bir şekilde restore edilmiş. Çok sayıda müzesi olan şehirin en önemli yapısı Sveta Nedelya Katedrali… Vasil Levski Caddesi, Alexander Battenberg Mozalesi, Ulusal Kültür Sarayı, Vitosha Bulvarı, Ivanov Vazov Ulusal Tiyatrosu, Ulusal Opera ve Bale Evi, Borissova Gradina Parkı, Patilantsi Tema Parkı mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında geliyor. Sofya dil konusunda yabancılık çekmeyeceğiniz şehirlerden Bulgarca ve İngilizce bilmeseniz bile halkın büyük bölümü Türkçe anlıyor. Yeme içme konusunda ise et yemekleri ve içkiler çok uygun fiyata… 

Belgrad: Nam-ı diğer‘’Beyaz Şehir”Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş. Sofya gibi Balkanlar’ın en güzel şehirlerden biri olan Belgrad, İstanbul ve Atina’dan sonra Avrupa’daki en eski şehirlerden biri… Belgrad Kalesi, Tesla Müzesi, Askeri Müze, Saat Kulesi yanı sıra Belgrad tam bir spor ve  sanat şehri. Şehirde her ay ulusal veya uluslararası bir festial düzenleniyor. Nehir kıyısındaki mekanlar ise gece hayatında Amsterdam’ı kıskandıracak nitelikte… 

Dubrovnik: Günümüzde Eski Yugoslavya’dan ayrılan ülkeler arasında daha bir Avrupalı görünen ve daha zengin olan Hırvatistan’ın en önemli sahil şehri olan Dubrovnik’te normal sezonda yer bulmak epey zor. Dubrovnik’in Eski Kent denilen surlarla çevrili bölgesi gece-gündüz inanılmaz turist yoğunluğuna sahip. Game of Thrones dizisinin de burada çekiliyor olmasından sonra ziyaretçi akınına uğrayan şehirde adım atacak yer kalmıyor. Dubrovnik, Roma’nın kıyı kasabası gibi. Resmen Küçük Roma…  Kiliseler, müzeler, heykeller, çeşmeler ve daha niceleri surlar içerisinde İtalyan mimarisinin tüm izleri burada. Dubrovnik geceleri de başka bir güzel.

Kotor: Karadağ’ın küçük bir sahil kasabası olan Katar son 10 yılda dünyaca ünlü turizm merkezine dönüştü. Birçok tarihi ve mimari eseri bünyesinde barındıran şehir 1979’dan beri UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Muhteşem sahili, doğal güzellikleri, bozulmamış dokusu ile Kotor’da Stari Grad başta olmak üzere San Giovanni Kalesi, Lovcen, Kotor Katedrali, Sveti Manastırı’nı mutlaka görülmesi yerlerden.  

Ohri: Antik Liknidos kenti üzerine kurulan Ohri, adını üzerine kurulu olduğu sarp tepeden almış. Makedonya’nın turizm merkezi… Şehirdeki en dikkat çekici özellik mimarinin Safranbolu evleriyle benzerliği… Kent merkezinde bulunan Türk Çarşısı, St. Neum Manastırı ve şehir merkezindeki Üsküp Türk Tiyatrosu’nu ziyaret etmelisiniz. 

Mostar: Dubrovnik’ten veya Saraybosna’dan otomobille iki saatlik mesafedeki Mostar için Mostar Köprüsü’nün hikâyesiyle başlayalım… Mostar, Osmanlı’nın en önemli eserlerini bıraktığı, bir Osmanlı şehri. Nüfusun büyük çoğunluğu Boşnaklar’dan oluşuyor. Diğer kısmı ise Hırvat… 1566’da açılan Mostar Köprüsü, Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından 456 kalıp taş ile yapılır. Tam 427 yıl ayakta kalır Mostar. Ta ki 9 Kasım 1993’teki Hırvat saldırısına kadar. İlginçtir. Köprü komple Neretva Nehri’ne çökünce nehrin mavi berrak suyu birden kıpkırmızı bir renge bürünür. Bu olay hem Hırvat hem de Boşnaklar’da şok etkisi yaratır. Çünkü Mostar yıkılınca Neretva kan ağlamıştır. 1997’de restorasyonuna başlanan Mostar Köprüsü 2003’te yeniden açılır. Şu an UNESCO koruması altında… Mostar, küçük ama anlamlı ve hala hüzünlü bir şehir. Köprü dibindeki antikacılardaki eşyalardan alabilirsiniz. 

Saraybosna: Can Bosna, Saraybosna… Şehre adımızı attığınızda eve gelmişsiniz hissi uyanıyor. Tek kelimeyle öyle mağrur, öyle mütevazı, öyle alçakgönüllü ve güzel bir şehir ki…

Bu şehirde hem tam bir huzur hem büyük bir sinir ruhunuzu kaplıyor. 25 yıl önceki savaşın izleri hala binalarda; bu yaralar bilinçli olarak kapatılmamış. Milyonlarca mermiye bombaya göğüs germiş bir şehir. Düşünün 1992’de dünyanın en büyük altıncı ordusu sayılan Yugoslavya Ordusu, Sırp kontrolüne geçince tankıyla tüfeğiyle, topuyla, bombasıyla Vietnam’da Amerikan ordusunun harcadığı cephanenin iki katını Saraybosna’ya kusuyor. Ekmek almaya çıkan siviller tepelerdeki keskin nişancılar tarafından vuruluyor. İnsanlık dramının en uç noktası Avrupa’nın göbeğinde yaşanırken Birleşmiş Milletler kulağını, gözünü bir kaptıyor dört yıl sonra açıyor. Saraybosna yıkılmıyor. Savaş sonrası genç-yaşlı-erkek-kadın-çocuk-mühendis-doktor-işçi el ele verip şuan Avrupa’nın belki de en güzel şehrini yeniden diriltiyor. Şehrin merkezinde Osmanlı’nın izleri her yerde. Baş Çarşı, Baş Çarşı Çeşmesi, Gazi Hüsrev Bey Camii ışıl ışıl parlıyor. Şehrin merkezinden ayrılan bölümlerde ise Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun izleri görülebilir. İsa’nın Kalbi Katedrali, Ulusal Müze ve Tiyatro, Sarayevo Tarih Müzesi, Sarayevo Kütüphanesi gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Şehrin dışında kalan iki yer var ki imkanınız varsa mutlaka görün.. Bunlardan birincisi şehri savaş sırasında ayakta tutan 800 metrelik Savaş Tüneli, diğeri Vrelo Bosna Parkı.

Selanik: Ata toprağı Selanik, İzmir’in batı yakasındaki kuzeni. Selanik tam bir ticaret ve turizm şehir… 2. Murat tarafından 1430’da fethedilen şehir çok uzun bir süre Osmanlı egemenliğinde kalır. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de doğum yeri olan Selanik, Balkan savaşlarında Yunanlılarca ele geçirilir. 500 yıl Türk egemenliğindeki şehrin en önemli simgesi Beyaz Kule. 3’üncü yüzyıldan kalma Roma zafer anıtları, Via Eknedsiya Caddesi’nde tüm ihtişamı ile duruyor. 4’üncü yüzyıl da yapıldığı düşünülen Aya Dimitri Kilisesi de şehrin görülmesi gereken yapılarından. Aristoteles Meydanı’ndaki meyhaneler, lokantalar meze kültüründe çığır açmış. Atatürk’ün doğduğu ev ise Başkonsolosluk ile aynı avlu içerisinde bulunmakta ve görmeyen kalmasın.
 

TATMADAN GEÇMEYİN

Boşnak Böreği: İlk sırada tabii ki Boşnak böreği… Etli, patatesli, ıspanaklı çeşitleri olan Boşnak böreğini Balkanlar’a adım atmaz her köşede zevkle yiyebilirsiniz. 

Mantiya: Kayseri mantısının daha büyükçesi ve börek kıvamında pişilmesinden sonra sofya konur ve sarımsaklı yogurt eşliğinde yenir.  
 

Elbasan Tava: Haşlanmış kuzu etinin, yumurta, sarımsak ve yoğurtlu bir sosla fırınlanmasıyla yapılan Arnavutluk kökenli bir yemek olan Elbasan Tava’nın en makbulu  kuzu etiyle olanıdır. Lakin tavuk ve hindi etiyle yapılan çeşitlerini de afiyete yiyebilirsiniz. 

Kuru Et: Yüzde yüz Boşnak olmasına rağmen hemen hemen Balkanlar’daki her evde bulunur. Tabii ki en kalitelisini Saraybosna’da tadabilirsiniz. 

Bulgar Sucuğu: Sadece Balkan dağlarında yetişen bir çeşit dağ kekiği ‘’cipritsa’’ otuyla harmalanan bu muhteşem lezzeti kaçırmayın. 

Cevizli Geyik Butu: Özellikle Sofya ve Belgrad’taki lüks lokantalarda rastlayabileceğiz bu eşsiz lezzet tütsülenip, cevizlenmiş muhteşem bir tad. 
 

Bedova Supa (Paşa Çorbası): Başrolde kaynatılmış tavuk eti olan çorbaya havuç, patates, sarımsak ve maydanoz servis edilir. 

Cevabi: Böyle bir köfteyi yerken kendinizi ona teslim etmelisiniz. 

Soka: Minik minik biberlerin peynir ve süt kaymağı eklenerek yapılan turşusu… 

Ajvar: Közlenmiş patlıcan, hafif acı biber ve yaz güneşinde kurtulmuş mis kokulu domates salçasından hafif bir mezedir. 
 

Şeftali Kebabı: Izgarada pişirilen bu kebabın sarılı olduğu yağ gömleği eridikçe içindeki eti kızartır ve oldukça lezzetli bir tat bırakır. Özellikle Batı Trakya’da Selanik, Kavala, Gümülcüne’de enfes şekilde servis edilir. 

Dudove: Balkan usülü şekerpare, hem müslümanlarda hem hristiyanlarda servis edilen bir bayram tatlısı. 
 

Kaymaçina: Bir kilo saf inek sütüne 7-8 yumurtanın nazikçe kaynaşmasıyla ve portokal eklenmesiyle yapılır. 
 

Güneşte kurutulmuş ahtapot: Yunanlılar’ın en beğendiği akşam sofrası yemeği… Ahtapotu denizden çıkarıp temizlenmeden güneşte kurutulması ve ızgar edilmesiye tat alır. 

Feta: Yunanların diğer vazgeçilmesi keçi sütünden yapılan Feta peyniri, hem salata ve böreklerde kullanır hem de Uzo’nun yancısıdır. 
 

MERAKLISINA
 

Rakı, Mastika ve Uzo:Balkan halkları rakı veya Uzo’suz yapamaz. Yunanlıların efsane içkisi Uzo hafif tadımlı bir rakıyken Bulgarlar’ın bir numaralı içkisi Mastika’ya benzer bir tadı vardır. Eski Yugoslavya ülkelerinde ise özellikle erik ve elma rakısı olarak üretilen Rakija’lar, ‘’rakı içmeyi biliyorum’’ diyeni bile çarpar. 

Bira: Balkan ülkelerde çok sayıda kendi ürünleri olan bira çeşitleri mevcut ve fiyatları marketten alacağız bir litre sudan daha ucuz. Saraybosna’daki Bira Fabrikası’nda bira içmeyi unutmayın. 

Şarap: Tribinje’nin şarapları dünya çapında olsa da Yunan, Bulgar ve Sırp şarapları da efsane düzeyde ve gayet makul ücretlerde…  

Votka ve Viski: Balkanlar’da kesinlikle bilindik viski ve votka markalarından uzak durun. Fiyat açısından hem pahalılar hem de bildiğiniz tat. Özellikle Bulgarların Srna Çeci’si Jack Daniels ile kapışır. Sırplar’ın Nikolacar’ı efsane ötesidir. 

Özel bir içki Pelinkovac: Özellikle eski Yugoslavya ülkelerinde saygıdeğer bir misafir eve gelince veya cenaze varsa açılan bu içki pelin köküyle yapılan bir lükördür ve size masal dünyasını yaşatabilir. Dikkat! 

JOLLY’DEN BALKAN TURU İÇİN ÇOK ÖZEL FIRSATLAR

Türkiye’nin en güvenilir turizm firmalarından Jolly Tur, Türkiye’nin İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa’dan çıkışlı, her zevke ve bütçeye hitap eden çeşitli otellerde en az iki gece konaklamalı, oldukça uygun fiyatlı Balkanlar turları düzenliyor. Ulaşım için uçak ve otobüs seçenekleri sunuluyor. Bonus kart sahipleri için de ayrı bir fırsatları var. 1500 TL üzeri harcamalarda anında 100 TL bonus ve ayrıca 50 TL indirim hakkı kazanılıyor. Ayrıca 6 taksit imkanı sağlanıyor.

Gözden Kaçırmayın