Ana Sayfa ÖZEL HABER Bulutların arasındaki şehir Londra...

Bulutların arasındaki şehir Londra…

Gökyüzüne bakıp bulutların neye benzediğini düşündünüz mü hiç?Küçükken oynadığımız bir oyundu bu aslında, herkes kendine bir bulut seçer ve diğer kişinin onun neye benzediğini tahmin etmesini beklerdi. Çoğu zaman da tahmin etmek mümkün olmazdı çünkü herkes başka bir şeyi hayal ederdi. Londra’ya ilk gittiğimde gözlerimi bulutlardan alamamıştım ve küçükken oynadığımız bu oyun gelmişti aklıma. Hem ulaşılması mümkün olmayacak kadar uzak hem de elinizi uzatsanız bir parça koparıp alıverecekmişsiniz gibi yakındı gökyüzündeki bulutlar.
Bildiğiniz gibi Londra yağmuru ile meşhurdur. Yıllardır hep Nisan ayında gittim Londra’ya bir ya da iki kez yağmurlu havaya denk geldim diyebilirim. Eğer siz de yağmurda gezmekten hoşlanmayanlardansanız Nisan ve Mayıs ayları Londra için ideal zamanlar. Londra’da eğer müzeleri gezmeyecekseniz 4-5 günde tüm şehri gezmeniz mümkün ama vaktiniz varsa Londra seyahatinizi en az 6 gün olarak planlayın derim çünkü gün batımını seyretmeye doyamayacağınız çok fazla lokasyon var. Muhtemelen en güzel gün batımı da London Eye’dan izleniyordur, ben denk getiremedim ama siz önceden bilet alarak Thames Nehri’nin gün batımında kızıla dönüşünü metrelerce yüksekten izleyebilirsiniz.



 Londra’ya gelip de Westminster Köprüsü’nde yürümeyen yoktur herhalde. Westminster Bölgesi, kırmızı telefon kulübeleri, Parlemento Binası, Westminster Sarayı ve Big Ben ile gerçekten görülmeye değer. En az bir gününüzü bu bölgeye ayırmanızı tavsiye ederim. Öğleden sonra Saint Paul Kathedrali’ne bakarak bir kahve içmek isterseniz de Tate Modern Müzesi’nin üst katında bulunan Tate Modern Cafe ideal.



Londra’da ulaşım için kesinlikle metroyu kullanmalısınız. Aksi taktirde gününüzün yarısını trafikte geçirebilirsiniz. Konaklama için de Kensington Bölgesinde yer alan oteller harika. Hyde Park’a yakın lokasyonda bir otel tercih ederseniz, sabah kahvaltınızın ardından parkta yürüyüş yaparak güne başlayabilirsiniz. Hyde Park’a yolunuz düşerse mutlaka göletin kenarındaki kafelerde bir kahve için. Davetsiz misafirleriniz olabilir yalnız bilginize.

Eğer yürümeyi seviyorsanız Westminster Bölgesi’nde Thames Nehri’ni sağınıza alıp sol tarafınızdaki sokakları dolaşarak tüm şehir merkezini yürüyerek gezebilirsiniz. Bu bölgede yer alan Soho, Piccadilly ve Trafalgar Meydanı ve Buckingham Sarayı da mutlaka görülmesi gereken bölgeler. Biz tüm günümüzü bu sokaklarda yürüyerek geçirdikten sonra Covent Garden’da yer alan meydanda sokak sanatçılarının gösterilerini izlemiştik. Akşam yemeği için de tercihimiz hemen meydanın yanında yer alan Balthazar Restoran oldu. Fransız mutfağından seçilmiş lezzetleri tadabileceğiniz bu mekanda yer bulabilmek için en az 10 gün önceden rezervasyon yapmanız gerekiyor yalnız bilginize.




Notting Hill deyince birçoğumuzun aklına Julia Roberts ve Hugh Grant’ın rol aldığı romantik komedi filmi geliyordur. Notting Hill’da renk renk kapıların yer aldığı o sokakları gezerken siz de o film karelerini anımsayacaksınız. Eğer filmi izlemediyseniz mutlaka gitmeden vakit bulup izlemenizi tavsiye ederim. Notting Hill’i dolaştıktan sonra biraz alışveriş ve 5 çayı için Harrods’a geçebilirsiniz. Alışveriş deyince akla ilk gelen mekan tabi ki Harrods mağazası. Victorian tarzı binası ile Harrods 1834 yılında Charles Henry Harrod tarafından kurulmuş ve 1849’da Londra’nın Knightsbridge bölgesine yerleşmiş. 1883’de çıkan bir yangınla bina tamamen yanmış ve 1894 ile 1903 arasında mağazanın şu anda bulunduğu bina yapılmış. Tarihe ev sahipliği yapan bu bina da Laduree uğrayıp macaron yemeden dönmeyin.



Tower Bridge de Londra da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Bir gününüzü Tower of London’ı ve Tower Bridge’in hemen yanında yer alan St. Katharine Docks adındaki marinayı gezmeye ayırabilirsiniz. Öğle yemeği için de muhteşem Tower Bridge manzarası ile Butler Wharf Chop House’u tercih edebilirsiniz. Kırmızı et seviyorsanız Londra’daki favori mekanlarınızdan olmaya aday.


Tower Bridge etrafında geçireceğiniz günün ardından gün batımını izlemek ve canlı müzik eşliğinde Londra manzarasının tadını çıkartmak için en ideal yer Sky Garden. Gün batımının ardından akşam yemeği için de gene Sky Garden’da yer alan Fenchurch Restoran yada Darwin Brasserie’yi tercih edebilirsiniz.



Uzakdoğu Mutfağı sevenlerdenseniz, gittiğim her ülkede Hutong Restoranı ziyaret eden biri olarak size Londra’da da Hutong at the Shard’ı tavsiye edeceğim. Shard binasının 33. Katında yer alan bu Uzakdoğu restoranına Londra’da 3 kez gitme şansım oldu ve her gittiğimde de menüsünden farklı lezzetleri tattım. Favorim kesinlikle Crispy Duck. Giderseniz mutlaka deneyin. Akşam yemeği için Hutong’a rezervasyon yaptıysanız eğer Shard’a akşam üzeri giderek akşam yemeğine kadar barda Londra manzarasının tadını çıkartabilirsiniz.



32. Katta yer alan bu barda içkilerinizi yudumlarken Londra için neden bulutların arasındaki şehir dediğimi daha iyi anlayacaksınız. Siz de bir bulut seçin ve hayal edin, hayal gücünüz yaptıklarınızla sınırlı kalmasın…
Esin Atagündüz
Instagram @globetrottersteps 
 
GÜNÜN VİDEOSU
Gayrettepe Metro İstasyonu’nda panik anları… 9 yaşındaki Muhammet Emre’nin bacağı, yürüyen merdivene sıkıştı. Çocuğu ancak olay yerine gelen itfaiye, yaklaşık 1 saat çalıştıktan sonra kurtarabildi. Minik Muhammet, tedavi edilmek üzere hastaneye kaldırıldı.

Gözden Kaçırmayın

UFAK TEFEK OLAYLAR

“Bir gün Orlov kendisini bezelye lapasıyla tıka basa doldurdu ve öldü. Bunu fark eden Kirilov da öldü. Spiridonov Tanrı’nın işi bu ya durup dururken...

DÜNYANIN EN PİS SOKAĞI

Türk romancılığının usta yazarlarından biri olan Tarık Buğra, romanı, “kâinatı ve insanları bir mizaca göre yeniden yaratmak” şeklinde tanımlar. İnsanı, en gerçek...

ÜÇ KAFKAS HİKAYESİ

Üç Kafkas hikayesinin teması savaş ve askerliktir. Tolstoy bu temayı detaylı karakter tahlilleri yaparak, psikolojik ve ahlâki boyutlarıyla birlikte işliyor. Bu üç...

BİR ÇÖKÜŞÜN ÖYKÜSÜ

Stefan Zweig, 1881'de Viyana'da dünyaya geldi. Avrupa'da iyi bir eğitim gördü. I. Dünya Savaşı sırasında İsviçre'de ikamet etti.Savaş...

HAYAL

Yazar olmanın hayalini kurduğumda kaç yaşındaydım tam hatırlayamıyorum ama okul öncesinde, evdekilerden harfleri öğrenip yazarlığa özendiğime göre, altı yaş civarında olmalıydım. Neredeyse...