Ana Sayfa ÖZEL HABER Masal şehir Amsterdam (ve gidilecek yerler)

Masal şehir Amsterdam (ve gidilecek yerler)

Ne zaman yağmur yağsa aklıma ilk gelen şehir olmuştur Amsterdam. Birçok Avrupa şehrine kıyasla gerçekten yağmurun en yakıştığı şehirlerden biri. Yaşadığınız şehrin kalabalığından kaçıp birkaç günlüğüne masallardaki gibi üçgen çatılı evlerin arasında kanal manzaralı cafelerde sabahtan akşama kadar sakinliğin ve dinginliğin tadını çıkartmak istiyorsanız, Amsterdam uçak biletlerine bakmaya başlayın derim. Birçok kişinin Amsterdam’a gitmeyi tercih ettiği aylar yaz ve sonbahar ayları olduğu için Mart ve Nisan ayları şehrin diğer aylara göre daha sakin olduğu dönemler. İki ya da üç gün çevredeki kasabaları ziyaret etmeyecekseniz Amsterdam’ı dolu dolu yaşamak için kesinlikle yeterli.


Konaklama için şehir merkezinde ve kanallar bölgesinde çok fazla seçenek mevcut. Eğer sabah uyandığınızda bu masal şehirde olduğunuzu hissetmek istiyorsanız kesinlikle kanallar bölgesinde yer alan klasik Amsterdam evlerinden birinde kalmanızı tavsiye ederim. Bizim tercihimiz en güzel kanallardan birine bakan Ambassade Hotel oldu. Ambassade Hotel hem Brasserie Ambassade adındaki restoranı hem de binlerce kitabın yer aldığı Library Bar ile bilinen bir otel. Üçgen çatılı kurabiye görünümlü klasik Amsterdam evlerinden olan bu otelde ağaçlar arasından görünen kanal manzarası odaya girdiğim anda beni büyülemişti. Odada oturup kanala karşı kahve ve tarçınlı kurabiyelerin tadına bakmakla kendimi dışarı atıp binaları fotoğraflamak arasında gidip geldikten sonra valizlerimi açmadan kendimi sokağa attım.




Kanalların arasındaki sokaklardaki minik dükkanlarda zamanın nasıl geçtiğini farketmedim diyebilirim. Hediyelik eşya ve o şehre özgü objeleri almayı sevenlerdenseniz siz de vaktinizin çoğunu bu dükkanlarda geçirebilirsiniz. Alışveriş yapmak yerine kanal manzaralı cafelerde kahvenizi yudumlarken birbirinden lezzetli tatlıları denemek de diğer bir seçenek. Eğer sizin de kahve ve tatlı vazgeçilmezlerinizdense George Cafe kesinlikle uğramanız gereken yerler arasında. Kahvenizi içerken manzaranın büyüsüne kapılıp zamanın nasıl geçtiğini farkedemeyeceksiniz.

Amsterdam’da binaların özelliğinden dolayı genel olarak restoran ve cafeler çok küçük. Sadece 4-5 masanın yer aldığı cafeler bile var. Bu nedenle akşam yemeği için özel bir tercihiniz varsa mutlaka önceden rezervasyon yapmanızı tavsiye ederim yoksa uygun bir masa için 1-2 saat beklemek durumunda kalabilirsiniz. Bizim tercihimiz akşam yemeği için Luden Brasserie oldu. Kanala bakan bir masada lokal biraları tadarak günbatımını izledik. Hava çok güzel olduğu için dışarıda oturmamıza rağmen üşümedik ancak soğuk havalar için ısıtıcıları da mevcut.



Kahvaltı benim için günün en önemli öğünü. Saatlerce kahvaltı masasında oturabilirim. Eğer siz de kahvaltıya önem verenlerdenseniz Ambassade Hotel kesinlikle tam size göre. Kanala bakan masalarda sabah kahvaltınızın tadını çıkartmak isterseniz mutlaka erken uyanın, çünkü cam kenarında sadece 5 masa yer alıyor. Tatilde yediklerine dikkat etmeyenlerdenseniz brunch tadında bir kahvaltı yapabilir, kahvaltınızın üzerine Ambassade Hotel’in misafirleri için özel olarak hazırladığı Amsterdam’a özgü pancake’leri tadabilirsiniz . Denemek isterseniz Nutella soslu olan favorim. Ardından tercihinize göre buzlu şampanya ya da espresso, neredeyse isteyebileceğiniz her şey bu kahvaltıda mevcut.



Amsterdam’da mutlaka yapmanız gerekenlerden biri de kanal turu. Eğer dört beş kişilik bir grupsanız mutlaka üstü açık küçük teknelerden kiralayın. Biz klasik kanal turu teknelerini tercih ettik üstü kapalı olduğu ve kalabalık olduğu için biraz sıkıldık. Üzeri açık özel teknelerle böyle bir riskiniz yok. Kanal turu ring sefer olduğu için şehir merkezinden binip ring seferi tamamlamadan Merkezi Tren İstasyonu tarafında inebilirsiniz. Böylece şehrin diğer tarafını da Dam Meydanı’ndan geçerek yürüyerek dolaşmış olursunuz.



Eğer bir müzeseverseniz Amsterdam’da 2 günden daha uzun vakte ihtiyacınız olacaktır. Ortaçağ’dan günümüze uzanan eserlerin sergilendiği Hollanda Ulusal Müzesi olan Rijksmuseum, Amsterdam’ın en ünlü müzesi. Bununla birlikte Van Gogh Müzesi ve II. Dünya Savaşı’nda Anne Frank ve ailesinin iki yıl boyunca saklandığı, müzeye çevrilmiş Anne Frank Evi de görülmeye değer. Biz çok fazla vaktimiz olmadığı için tercihimizi Van Gogh Müzesi’nden yana kullandık. Diğerlerini de bir sonraki ziyaretimize bıraktık.

Amsterdam kesinlikle keşfetmeye değer, şimdiden iyi tatiller…

Instagram @globetrottersteps
Esin Atagündüz

Gözden Kaçırmayın