Ana Sayfa ÖZEL HABER Nilgün Bodur röportajı

Nilgün Bodur röportajı

İNSAN HAYRAN OLMADIĞI BİRİYLE AŞK YAŞAMAZ!

Mutlu Hesapçı

mutluhesapci@gmail.com

Uzun süredir sorguladığım meseleler, yazıya dönüşmüş halde hayatıma girdi. Bu kitap tam da benim ihtiyacım olan zamanda karşıma çıktı; Nilgün Bodur ‘Sen Gittin Ya Ben Çok Güzelleştim’ diyordu ve ben de tam bu cümleyi arıyordum sanki… Şehirli, çalışan eğitimli, kariyerli kadınların yalnızlığını anlatan ama anlatırken üzmeden, sıkmadan kişiyi kendine getiren ve motive eden bir kitap bu. Herkes gidenin ardından ağıt yakarken, kitaptaki kadın ağıt yakmadığı gibi daha güçlü hayata tutunuyor.Nilgün Bodur kurumsal hayatın içinde çalışırken çalışma hayatını bırakıp, hobilerini yaşam şekline dönüştüren ve bunu işe çeviren özel kadınlardan biri. Olduğu gibi rutin hayatı kabul etmeyerek, sistemi kendi sistemine dönüştürerek yaşamayı seçti. Yola çıkarken öncelikle iyi insan olmanın altını çizen ve bu iyi insan  kitap 60. baskısını yapmış durumda. Nilgün Bodur ile kadınlık hallerini konuşalım istedim ve her hikayesinde altını çizdiğim cümlelerinin de böylece peşine düştüm.

-Nilgün Hanım öncelikle bu kitap neden çok okundu, böyle bir okunma başarısı bekliyor muydunuz?

Bu kitap niye çok okundu? Çünkü birçok kadın bazen şu anında, bazen de geçmişinde ayrılıkla mücadele etmiş yani ayrılık yaşamayan yok. Kimisi geçmişini hatırlıyor, kimisi şu anını görüyor ve bu yüzden sanırım bu kitabı okuyorlar. Bir de gerçek bir hikaye, samimi yazılmış bir hikaye, çok süslü kelimeler yok, iyi analizler var diye düşünüyorum. Çünkü yaşayan, en iyi analiz eden oluyor. Ben yaşayarak yazdım. Ve aynı zamanda acı çok okunur, motivasyon çok okunur ama bu kitapta gerçekçi bir motivasyon var. Yani bir acı, ayakta kalma mücadelesi var ve gerçekçi bu durum. Sanırım bu yüzden birçok kadın, çok süslü ağdalı dille yazılmadığı, gerçek ve samimi yazılar, kısa kısa duygu tahlilleri olduğu için kitabımı okudular diye düşünüyorum.

-Terkedildiniz ya da sizin deyiminizle hissettiniz ve siz terk ettiniz sonra ne oldu? ( Evet güzelleştiniz ki kitabın ismi çok güzel)

Evet terkedildiğimi anlayıp terk ettim. Sonuçta önce terk eden, terkedilen. Sonra ne oldu? Güzelleştim kitabın adındaki gibi. Fakat bu kolay bir süreç olmadı. Güzelleştim derken bu sadece fiziksel olarak değil, ruh olarak da güzel ve huzurlu hissetmeye başlamak. Tabi bu süreç çok kolay değildi. Şöyle oluyor sanırım, insanlar kendisine kötü gelen enerjide celladına aşık olmak misali uzun süre kaldığında çok fazla yıpranıyor, çok fazla acı çekiyor ve içinde bulunduğu durumun farkına bile varmıyor. O yüzden sanırım bin kere öleceğine, bir kere ölüp gidersen kötü enerjiden, bu sevgili olabilir, iş yeri olabilir, komşu olabilir, arkadaşlık olabilir, gidersen ruhun huzur bulmaya başlıyor. Bir ara yoksunluk yaşıyorsun, o kişiye alışkanlıklar yaşıyorsun ama bir süre sonra özgür kalan ruh, hem bedeni, hem bakışları, hem de ruhu güzelleştiriyor diye düşünüyorum. Bana böyle oldu.

AYRILIK ACISINDAN ÇIKMANIN FORMÜLÜ O KİŞİYİ ÖLDÜ SAYMAK!

-Aşkın bitişi size güç kazandırmış, elbette üzülmüşsünüzdür ama hiç ağıt yakmadınız mı? Bu aşk acısından nasıl çıkılıyor?

Aşkın bitişi bana güç kazandırdı. Fakat aşkın bitişi hiç kimse için kolay değil. Ben hiç üzülmem, hiç takmam diyen insan bence yalan söyler ya da ben öyle bir insan görmedim. Bu kadar duygusuz olmak da bir insana yakışmaz çünkü emek verdiğiniz bir ilişki var. Kısa süreli de olsa, uzun süreli de olsa bir insanın hayatında yer etmesi var. Duygusuz sevilmediğine göre duygusuz terkedilmez, terkedilen olunmaz. Bu sebeple sanırım ben şu şekilde yaşıyorum, ayrılık sonrası acıdan kaçmak için ciddi hilelere başvurmuyorum, hemen dışarı çıkmak gibi, çivi çiviyi söker deyip başka birini bulmak gibi, arkadaşlarımla oturup sohbet etmek gibi ortamlar yaratmıyorum. Bazen dillendirmemek iyi geliyor. Genelde evime kapanıyorum, ciddi ciddi ağlıyorum, yazıyorum, ciddi ciddi delirecek gibi oluyorum hatta delirmemek için yazıyorum. Fakat bunu çok uzun tutmuyorum. Galiba işin sırrı bende bu. Acılar ve yükler yıllarca peşinizden geliyor sonra o yüklerin aslında diğer ilişkiler için bir ders olduğunu da anlıyorsunuz. O yüzden onlara da eyvallah diyorsunuz ama sanırım ben çok şiddetli bir şekilde acımla yüzleşiyorum. 10-15 günlük bir süreç sonrasında bir de gidenin geri gelmesinin bir önemi olmadığı vakitler var. O beklentiden uzaklaşarak, kişiyi de biraz ölü sayıp, ‘Ne yapıyor, kimle, nasıl’ diye düşünmeden yaşarsa insan, öyle bir kişi yok diyerek bunu beyninde yer ederse sanırım çok güçlü çıkarlar ayrılık acısından. Fakat acı çekilmeden sadece hadi eğlenceye, hadi şimdi gösteriye-gösterişe diye giderlerse, bu acıdan kaçarlarsa o acı bir yerde çok daha derin bir şekilde vurur onları. O yüzden ben her zaman diyorum; depresyonu bile seviyorum çünkü o depresyon beni yazmaya teşvik ediyor. Yalnız kalıp kapandığımda yazıyorum. Bu arada herkes kitap yazmak zorunda değil, herkes çok satmak zorunda değil ama herkes yazarak hafifleyebilir. Bunu tavsiye ederim. 

-Kadın olmak sizin için nasıl bir misyon? Geleneksel duyguları savunuyorsunuz ama bir taraftan da güçlü, şehirli bir kadın var karşımızda. Üstelik popüler hayatın içinde…

Kadın olmak benim için bir misyon değil, insan olmak bir misyon. Şehirli bir kadın var karşınızda evet ama gelenekselliği de savunuyor. Çünkü ruhumuz böyle, geçmişimiz, kökenimiz böyle, adab-ı muaşeret dediğimiz konular var. Nostaljiden, gelenekselcilikten vazgeçemiyorum ama güçlü ve şehirli olmaktan ziyade, kadının ayaklarının üzerinde durması çok şey ifade ediyor. Evet, ayakları üzerinde duran kadınlar da yalnızlaşabiliyor. Eğer sadece insan olmak değilse, kadın olmaksa misyon, kadın kadına karşı çok acımasız. Ben bunun yok olmasını istiyorum. Gerçekten çok fazla eleştiriyoruz, çok fazla hata buluyoruz, fazla irdeliyoruz birbirimizi. Çok fazla yalan dolan bir dünya içinde yaşıyoruz. Sadece popüler kültür değil artık sosyal medyası elinde olan herkes, dünyasını yalan tanıtıyor. Sanki televizyonda dizi izliyorsunuz. Öyle hesaplar, öyle hayatlar var. O yüzden sanırım kadın kadına bu kadar acımasız olmamalı, kadın kadına saygı duymalı ve sevmeli. Günümüzde ne yazık ki ayakları üzerinde duramayan çok kadın var. Bir erkeğin himayesine girmek için o kadar çok çabalıyor ki; güzellik yatırımını, birçok şeyi bir erkeğin karısı olabilmek için yapıyor. Oysaki, o yatırımları eğitimine, kültürüne, hobilerine verse ayakları üzerinde duracak ve en azından bir gün istemediği bir insanla mecburiyetten bir arada olmayacak. Bunu yapan kadınlar, bunu yapamayan kadınları eleştiriyor. Bizler gibi kadınlar, diğer kadınları eleştiriyor. Herkes istediği hayatı yaşasa, herkes kendine yakışanı yapsa ve gerçekten kadın kadına destek olsa, dünya daha güzel bir yer olur. Çünkü kadınların kıskançlık ve dedikodu oranı sanırım erkeklerden daha fazla. Bu yüzden kadınlar biraz daha sakinleşirse, biraz daha işine gücüne bakarsa, biraz daha başkalarının hayatlarına bakmazsa, daha güzel bir toplum olur. Aslında kadın, çok güzel bir insan olur o zaman!

 YALNIZLIKLA BAŞA ÇIKMAK DEĞİL SORUN, SORUN YALNIZ OLMAYAN BİR İNSANI YALNIZ HİSSETTİRİP MUTSUZ YAPAN İNSANLAR!

-‘Yalnızlığıyla mutlu olan birini, yalnızlığında huzursuz yaptın’ demişsiniz. Şimdi yalnızlıkla nasıl baş ediyorsunuz?

“Yalnızlığıyla mutlu olan bir kadını, yalnızlığıyla huzursuz yaptın” demişim. Evet, bu benim ayrılık WhatsApp mesajımın içinde geçen bir cümle. Yalnızlıkla huzurlu olan biriyim ben. Şu an yalnızlıkla nasıl başa çıkıyorum derseniz, huzuru öğrendim, başka şeylere konsantre olmayı öğrendim, biraz akışa bırakmayı öğrendim ve çok kolay şeyler değil bunlar. Zaman ve tecrübe de bu işe yarıyor. Biraz yalnızlıktan keyif alıp kendimi geliştirmeye verdim. Yalnız kaldığımda çok fazla spora verdim kendimi, güzel beslenmeye verdim. Bazen de tam tersi biraz dağıtmaya, gezmeye, eğlenmeye, yemeye, içmeye bazen de sabahlara kadar televizyon seyretmeye verdim. Ama sanırım yalnızlıkla başa çıkmak değil sorun. Sorun, yalnız olmayan bir insanı yalnız hissettirip mutsuz yapan insanlar. Bu tür insanlardan uzak durunca zaten yalnızlığınızda bir süre sonra otomatik olarak huzur buluyorsunuz. Fakat hayatına geliyor sonra birisi ve huzursuz etmeye başlıyor. İşte o zaman yalnızlığı tercih ediyorsun. Evet, tekrar yoksunluklar, acılar yaşıyorsun ama zaman her şeyi iyileştiriyor. O yüzden yalnızlıkla başa çıkmak durumu yok, yalnızlıktan keyif alıp bir sonrakine güzel güzel hazırlanmak var.  

-Kendinizi iyileştirmek için yazdığınızı söylüyorsunuz, siz iyileştiniz mi? Sizin cümlelerinizle birlikte birçok kişi iyileşmeye başladı, bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Tabi ki kendimi iyileştirmek için yazdım. Hiçbir zaman yazdıklarımı bir kitap olacak diye yazarak başlamadım ben. Günlük olarak duygularımı, düşüncelerimi, kağıda ya da bilgisayara yazarken birden bire sosyal mecramda Instagram’a yazar oldum. Kendimi iyileştirip hatta bazen de mesajın gittiği yerleri hayal edip mutlu oldum, huzur duydum. Çünkü o mesajları gönderdiğimde mesaj alındı notunu görür gibi oldum. Fakat sonrasında şunu anladım, ben yazarken iyileştim mi? İyileştim, çünkü şu anda iyiyim. Demek ki o süreç bir şekilde bana iyi geldi. Bazen yazmak daha diplere soktu beni. Fakat o dipler de çok lazım yukarı çıkabilmek için. Çok beylik bir söz ama çok lazım gerçekten. Sonra yazarken, güzelce ben iyileşirken bir baktımki benim yazılarım başkalarını iyileştiriyor, o zaman duble iyileştim. Başkalarını iyileştirdiğim için bu sefer biraz daha misyonla yazmaya başladım. Hem kendimi iyileştirdim hem de başkalarını, zaten beni iyileştirmeyecek, bana iyi hissettirmeyecek bir yazıyı asla paylaşmadım. Bana iyi gelen yazılar ki o kadar benziyoruzki birbirimize çok farklıyız desek de, herkese iyi gelmeye başladı.

-Bütün soruların cevabı kişinin kendinde diyorsunuz özetle ama her zaman istediğiniz olmuyor ve isyan ediyorsunuz. Bu noktada hayallerimizle kavga edebiliyoruz ve tabi ki ayakta kalmakta güçlük çekiyoruz. Karşı taraf o hayale eşlik etse ya da kolaylaştırsa olmaz mı?

Evet cevap biziz, çünkü duyguları yaratan düşünceler ve düşünceleri yaratan bizim beynimiz. Olmayan bir şeyi, geleceği ya da geçmişi düşünerek hiçbir yere varamayız; çünkü hayallerle duygularımızı yönlendirmiş oluruz ve iyi olmayan hayallerle, kötümser hayallerle ya da kötü anılarla… O yüzden acıyla başa çıkmakta kişinin beynini, düşünce yapısını değiştirmesi çok önemli. Hayatı kolaylaştırmak için karşı tarafın gücü yeterli olur mu ya da o kişi biraz destek olsa olmaz mı, tabii ki olur. Ben uzun süreli bir evlilik yaptım, herkes birbirine destekti her konuda ve bir süre sonra sevgi, aşk bitti. O süreci de yaşadım, biriyle birlikteyken hayat daha kolay oluyor elbette. Bir gün gelip yalnız kalabilirsin, kimse yalnızlığı istemez ama ben kitabımda yalnızlığın da bu kadar kötülendiği bir olay olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Yoksa ben de aşk kadınıyım, karşı taraf kolaylaştırırsa mükemmel olur ama kolaylaştırmazsa da zorlaştırırsa, orada kalmak yanlış olur. Benim söylemeye çalıştığım tek şey bu ve bu mecburiyette yani herkesin karşısına da hayatını kolaylaştıran çok düzgün birisi hemen çıkmıyor özellikle günümüzde. O yüzden yapılması gereken tek şey; kendi kendine iyi olmak, ruhu ve bedeni kendini iyi hissettirecek kişilere hazırlamak ben böyle düşünüyorum.

-Kadın kadının düşmanı üzerinde duralım mı biraz? Çünkü biz kadınlar birbirimize destek olursak, erkek iktidarını yenebileceğiz ama bir türlü bunu başarmıyoruz. Neden kadınlar birbirleriyle yarış halinde?

Kadın kadınla birlik olursa erkeği yenmek gibi bir olgu da yok. Sadece kadın kendi değerini bilip değerli davranırsa ve kendini nasıl söyleyeyim, çok ucuza satmazsa böylece erkekler de biraz kadına değer vermeyi öğrenir. Kendini değersizleştiren obje bir kadın olacağına, güçlü ayakları üzerinde duran, tavrı, etiği, edebi belli şekilde olursa, kadın biraz günlük modalardan, magazinlerden, özentilerden uzak yaşarsa erkekler de sanırım kadınları daha saygıdeğer bulurlar. Zaten kadının hamurunda var bu özellikler, o yüzden kadınların toplumda farklılaşmaması gerek. Kadın, kadına çelme takmamalı. Bu benim için çok önemli, kitabımda da yazdım bunu. Erkeklerin kadını değersiz görmeye başlamasının sebebi; erkekler bana çok kızıyorlar ‘kitapta niye hep erkeklere laf söylemiyorsun’ diye ben genelde kadınlara söylüyorum, erkekler böyle olsa da, böyle olun öğütlerini veriyorum kadınlara. Çünkü ben duygusal, aşk, acı anlamında yaşanabilecek her şeyi yaşadım. Allah daha beterlerinden saklasın ama gerçekten ayakta kalabilmemin tek sebebi belki de ayaklarımın üzerinde durabilmemdi. O yüzden kadın kadına dedikodu, yergi, eleştiri yaparken biraz daha dikkatli olmalı. Bir de ‘asla ben asla yapmamcılar’ var. Ben asla yapmam dememeli, her şeyi yaparsın. Mesela ben çok kızıyorum, kadın kocasını aldatmış gazetelere haber oluyor ya da bir kadın sanatçı aldatmış birden bire linç ediliyor. Ama erkek karısını aldatınca o kadar büyük olay olmuyor. Yine kadınların kadınlar hakkında çıkardığı dedikodu yüzünden bu algı ama bunun farkında değil kadınlar. Sonra ‘ben asla yapmam’ diyen kadın, bazen o yapmam dediğini yaşarken buluyor kendini ve haklı olarak o zaman da başka kadınlar da onu eleştiriyor.    

GENÇ KIZLAR ŞEYMA SUBAŞI OLUP ACUN’UNU ARAMAKTAN VAZGEÇMELİLER!

-Kadın demişken Şeyma Subaşı elbette sadece bir örnek kitapta ama yazarken neden onun ismini kullandınız?

Ahhh o Şeyma Subaşı konusu. ‘Şeyma Subaşı’yı, mutlu olmak istiyorsan takip etme’ diye bir yazım var. Konu buradan başladı. Çünkü benim için Şeyma Subaşı mutluluk birimi durumunda. Toplum tarafından da azmin zaferi olarak görülüyor. Bütün kadınlar, genç kızlar Şeyma Subaşı olup Acun’unu aramaya başladı. Yani bir şeyler yaparak değil birinin bir şeyi olarak yaşamak isteyen çok kadın var. Kolay bir dünya tabi. Ben de isterdim valla böyle kolay bir dünyayı, o yüzden Şeyma Subaşı’ya gıpta ediyorum bazen. Toplumun etik değerleriyle, toplumun bakış açılarıyla çok güzel oynadı, toplumda çok da güzel bir yer edindi. Şeyma Subaşı Acun’un eşi oldu ki, şu anda Acun Türkiye’nin en büyük işadamlarından biri. Ben takdir ediyorum Şeyma’yı ama onun o çooook mutlu hayatını takip etmiyorum. Bir ara takip etmiştim ve onu takip ettikçe o kadar çok özeniyorsunuz ki yaşadığı hayata bıraktım. Ben 44 yaşındaki kadın olarak ona özeniyorsam, genç kızlar ne kadar nasıl özenmez diyorum. Bu durum Şeyma Subaşı şansıdır, becerisidir, yeteneğidir belki Allah ‘yürü ya kulum’ demiştir. Ayrıca çok tatlı bir insandır, aşık olunası bir kadındır bilemem ama bildiğim ve genç kızlara söylemek istediğim Şeyma Subaşı olup Acun’unu aramaktan vazgeçmeliler.

CİNSELLİK AŞKI AYAKTA TUTAN ÇOK ÖNEMLİ BİR FAKTÖR!

-Aşk artık bedenle yaşanıyor ve belki de biz aşkı sadece cinsellik olarak görüp, kirletiyoruz. Özgürleştikçe aşkı kaybettik mi?

Ben bu sorunuzdaki tespite çok inanmıyorum. Bence cinsellik aşkı ayakta tutan çok önemli bir faktör. Bence aşkı kirlettiğimiz hareket, bencillik. Yani bencilleşmeye başladık biz. Bence aşkı kaybettiğimiz nokta beden ve ruh ayrımı değil, aşkı kaybetmeye başladığımız nokta kişilerin bencilleşmesi, fedakârlıktan kaçınması. ‘Önce O bana versin sonra ben ona veririm’ diye terazide al- ver dengesi yapmaya çalışması, ‘şu kadar verdim şimdi şu kadar alayım, O bana bu kadar verdi, ben bu kadar vereyim’ hesapları. Bence aşk hesap işi oldu, cinsellik tam tersi keşfedilen ama geç keşfedilen ve aşkı çok tamamlayan bir unsur. Bencillik duygusu  cinsellikte olunca tabii yine sorun var ve aşk varsa cinsellik de vardır.

-İnsan hayran olmadığı birine aşık olmaz diyorum ben de, bu tespite göre kimse gerçek aşk yaşamıyor sanırım…

İnsan hayran olmadığı biriyle evet aşk yaşamaz, bu benim de tabirimdir ve bir çok kişinin de bence görüşü bu. Çünkü bir özelliği, sadece kişisel özelliği bile olabilir bu; çok iyi gitar çalar aşık olursun, piyona çalar aşık olursun, çok iyi şiir yazar aşık olursun, çok iyi konuşur, hatiptir aşık olursun. Sadece kişisel özelliği bile çok mağrur olması, sakin olması bile aşık edebilir sizi. Bir şeyine hayran olunması gerekiyor net ve onu diğer insanlardan farklı yapıyor. Belki farklı değildir ama o kişinin gözüne öyle geliyor ve aşık oluyor. Ben aşkın gerçekten bu şekilde yaşandığına inanıyorum. Ve aşkın bitiş noktasının da, aşkı kanıksamak olduğunu yani o güzel görülen değerlerin artık güzel ve özel gelmediğini biliyorum.    

-Aşkta kurulanına göre davranmak ya da tabir yerindeyse kişiyi elde etme kuralları var mı?

Benim kişisel görüşüm aşkta kuralına göre davranmak diye bir şey yok, kişi nasılsa öyle davranmak gerekir. Benim kişiliğimde şu yoktur; diyelim ki vazgeçtim terk ettim, terkedildim örneğin o kişiyi aramak, arkasından bakmak, onu incelemek, merak etmek diye bir şey yoktur. Bu benim kişilik özelliğim, zorladığım bir şey değil. Ama bunu taktik olarak yapmaya başlarsanız ve siz siz olmaktan çıkarsanız o işe yaramaz zaten karşınızdaki kişi de o enerjiyi alır. Kişilik özelliği ve kişinin kendisi gibi davranması önemli, çünkü başka bir taktikle başka bir kişi olarak yaptığınız her davranış, bir süre sonra oynadığınız rolün açığa çıkması sebebiyle bozulur zaten kişilik zamanla ortaya çıkar. Ve karşınızdaki kişi de sizden eskisi kadar haz almamaya başlar, taktikle yürütülen ilişkide ne kadar maskeleyebilirsiniz kendinizi belki bir süre, bir süreden sonra eğer her iki taraf birbirine uygun değilse zaten yine ipler kopar.  

-Siz biriyle aşk yaşıyorsunuz sonra bir başka kadın gelip onu sizin elinizden alıyor, bu büyük haksızlık değil mi?

Büyük haksızlık değil mi, değil. Çünkü siz biriyle aşk yaşamıyorsunuzdur, bir kadın onu elinizden alırsa ki, bir insan aşıkken başka birini gözü görmez. Eğer ki başka birini gözü görmeye başlamışsa, diğer kişiye olan aşkı bitiyordur. Hiçbir haksızlık yok bu işte. Bir kadın gelip sizin elinizden onu elinden almak durumu yanlış, belki de bir gün onun elinden o kişiyi alan kadın siz olursunuz. Çünkü karşı taraf erkek. Eğer diğer kadından vazgeçtiyse ve öbür kadını elde etmek isterse yapar, o kadın da yapmam diyeceği her şeyi yapar. O yüzden ilişkilerin dinamikleri ve parametreleri o kadar değişik ki. Bir kadın gelip elinizden alsa bile diyelim ki çok ucuz taktiklerle aldı kadın adamı ve kendisi çok üstüne gitti elde etti. Fakat o aşk bitmediyse, o erkek o kadınla birlikte olmaz. Aşk bitmeden başka birine bakılmaz. Olması gereken etik olarak nedir, önce diğer tarafı bitirip, ondan sonra bir zaman verip diğer ilişkiye başlamaktır. Ama hiçbir şeyin garantisi yok, hiçbir şey sonsuza kadar sürmek zorunda değildir, kimseye de bu mecburiyeti bu etik değeri yapıştırmamak gerekiyor. Ben sadece aşık olunması gerektiğine inanıyorum. Örneğin ben biriyle evliyim ve birine aşık oldum, öncelikle ben başkasına aşık oluyorsam evliliğimin bittiğini görürüm. Gider konuşurum ve karşı tarafa dürüst olurum, olmak da gerekir.

SOSYAL MEDYADA ÇOK FAZLA KURULAN YUVA DA VAR, YIKILAN YUVA DA VAR

-Sosyal medya ilişkilerimizi nasıl etkiledi ki, siz sosyal medyada çok takipçisi olan biri olarak ne düşünüyorsunuz?

Sosyal medyaya çok kızmıyorum. Sosyal medya, sosyalleşemeyen insanların gerçekten sosyalleşme alanı, uzun zamandır görmediğiniz dostlarınızın fotoğraflarına bir like attığınızda ‘nasılsın, seni iyi gördüm’ demiş gibi oluyorsunuz. O yüzden bu zamansızlıkla boğuştuğumuz büyük şehirlerde, trafikle boğuştuğumuz zamanlarda sosyal medyada bir hatır sormak, orada bir yorum yapmak, bir kişiyi onore etmek büyük motivasyon sağlıyor. Sosyal medyada açık hesaplarda benim çok takipçim var, fakat artık benden çıkmış bir hesap. Hesabımı bir marka yönetiyor gibi yönettiğim için çok özel mesajlarla ilgilenmiyorum, genelde bana kadınlar yazıyor tabi ki beğenen erkeklerde yazabiliyor. Sosyal medya ilişkileri nasıl etkiledi? Eğer birinin ilişkisi yoksa ve sosyal medyada biriyle tanışıp birlikte olabilir çok normal bir şey bu. Çünkü iki insanda aslında birbirlerinin hesaplarını takip ettiklerinde hayatları ve geçmişleri hakkında dışarıda bir restoranda tanışmaktan çok daha fazla fikir ediniyor. Ama eğer ki bir insanın bir ilişkisi varsa, diğer bir insan sosyal medyada onu ayartmaya çalışıyorsa işte orda ipler kopuyor. Sosyal medyada çok fazla kurulan yuva da var, yıkılan yuva da var. Burada kişinin etik değerleri devreye girer. Bilmiyorum, herkesten aynı etiği beklemek de insanlık dışı olur, zaten o yüzden kişiye göre değişir diyorum. Benim çok takipçimin olması, beni hiç duygusal anlamda etkilemedi bunu söyleyebilirim. 

BEN SADECE İYİLEŞMEK İÇİN YAZDIM!

-Bu kitap nasıl ortaya çıktı, yazma süreci nasıldı? Çok ağladınız mı ya da çok mu güldünüz yazarken?

Kitabı yazma sürecim bir seneydi ve hemen hemen günlük gibiydi. Her gün bir yazı yazdım, bazı günler iki yazı yazdım bazen bir hafta yazamadım. Ama şöyle söyleyeyim bazen güldüm, bazen ağladım diyemem ama bazen güleceğimi bazen ağlayacağımı bildim. Ben sadece iyileşmek için yazdım. Tebessüm ederek yazdığım satırlar, evet biraz içim acıyarak yazdığım satırlar vardı ama içim acıyarak yazdığım satırların bile sonuna her zaman umut ve motivasyon ile ilgili bir şey ekledim çünkü onu eklemezsem acı çekerdim. Kendim için yazdım bütün o satırları ve o yüzden ya çok güçlenerek çıktım o yazılardan ya da evet biraz gülümseyerek. O yüzden bu kitabın yazma süreci zaten günlük hayat gibiydi. Bir günlük gibi bakın buna, daha modern bir günlük olarak düşünün ya da yapılanların anlatılmadığı, duygu tahlillerinin yapıldığı bir günlük olarak düşünebilirsiniz. O yüzden o günkü depresyonum varsa depresiftim, o gün şen şakrak kahkahalar atıyorsam akşama da komik bir yazı yazıyordum süreç böyle gelişti.  

-Edebiyat dünyasındaki dedikodu bu kitaptan çok para kazandığınız, öyle mi gerçekten?

Herkes hemen hemen kitaplardan aynı bedelleri kazanıyor, açık söylemek gerekirse belirli bir telif ücretiniz var ve sattığı kadar kazanıyorsunuz. Kitap çok satarsa çok kazanıyorsunuz ama çok neye göre onu bilmiyorum. Birçok yaptığım pazarlama işbirliğinden daha fazla para kazanıyorum. Ben paraya ihtiyacı olmayan tuzu kuru insan değilim ama bu kitabı ya da iki kitabımı da asla ve asla para için çıkarmadım. Yani kısacası para için yapmadığınız bir iş paraya döndüğünde çok mutlu oluyorsunuz, bu sizin hobiniz. Hobiniz paraya dönmek zorunda değil evet kazanıyorsunuz. Kendinizi idame ettirecek kadar mı? Kişiye göre değişir ama tadından yenmiyor kitaptan para kazanınca. Para için yaptığım bir iş değildi kitap yazmak, zaten belirlidir telifler inşallah bir gün telifi daha yüksek bir yazar olurum ama yayıneviyle birlikte kazanıyorsak ne mutlu bana. Çünkü bana değer verenler ve emek verenlerle birlikte kazanıyorsak o zaman çok keyifli oluyor.

YAZARAK PARA KAZANILMAZ AMA ÇOK SATARAK KAZANILIR!

-Yazarak para kazanılmaz diyenlere cevabınız ne olur?

Bu soruyu soranlara cevap olarak, yazarak para kazanılmaz ama çok satarak kazanılır diyebilirim.  

-Bu hayatın size öğrettiği en önemli duygu ne?

Bana bu hayatta öğretilen en önemli duygu, bu duygu mudur bilmiyorum adını ama herkesten her şeyi bekle, kimseye çok iyi deme, çok kötü de deme ve asla yapmam deme.

-Bundan sonra ki planlar kitap ve diğer çalışmaların neler?

Pasaj yazıları, denemeler yazmayı çok seviyorum. Üçüncü bir kitap böyle mi gelir, bilmiyorum. Yine yazmaya devam ederim bu tür yazılar ama üçüncü kitabın güzel bir öykü olmasını, o öykünün içinde birazcık trajedi, biraz komedi, biraz dram olmasını ve içinde benim yaşımdaki kadınların yaşadığı hayal kırıklıkları ve umutlar olmasını istiyorum. Ve ilerde de böyle bir öykünün senaryoya dönmesini inanılmaz istiyorum.

Gözden Kaçırmayın